Muallim Naci

Dosyayı isterseniz görüntüleyebilir isterseniz indirebilirsiniz.


GoogleDocs üzerinden indirmek için : İndir–Açılan sayfadan indirebilirsiniz–

Önizleme ;

MUALLİM NACİ (1850-1893)
HAYATI

1850’de İstanbul’da doğdu. Babası saraç ustalarından Ali Efendi’dir.
Asıl adı Ömer’dir. Giritli Aziz Efendi’nin Muhayyelat adlı eserinde okuduğu “Kıssa-yıNâcî” den etkilenerek “Nâcî” adını kendine mahlas seçmiştir

Babasının ölümü dolayısıyla gittiği Varna’da Arapça ve Farsçasını ilerletti. 1867’de Varna’daki Rüştiye’ye öğretmen oldu.
Bir yandan da edebî bilgiler üzerine dersler alıyor Fransızcasını ilerletmeye çalışıyordu

Ahmet Mithat Efendi’nin kızıyla evlendi ve Ahmet Mithat Efendi’nin çıkardığı Tercüman-ı Hakikât dergisinin edebi kısmını idare etti
Daha sonra kayınpederi ile yaşadığı bir anlaşmazlık üzerine gazeteden ayrılarak Saadet, Mürüvvet gazeteleri ile Mirşad dergisinde çalıştı.
EDEBÎ KİŞİLİĞİ
Muallim Naci, eski edebiyata bağlı bulunan şahsiyetlerin başında görünmekle beraber , yeni edebiyatın örnek tuttuğu Fransız edebiyatına da yabancı kalmamıştır.

Naci’nin eski edebiyata bağlı kalışının sebeplerinden birisi çevresinin eski edebiyata bağlı bulunan kişilerden oluşması ve kendisini de bu zümrenin başında bulmasından ileri gelmektedir.

Muallim Naci de diğer Tanzimat sanatçıları gibi edebiyatın hemen her alanında eser vermiştir.
  Bunların arasında onun en kuvvetli yönünü gösteren şüphesiz, şiirleridir. Naci’nin şiirlerinde eski ve yeni olmak üzere iki yön bulunmaktadır.

Diğer Tanzimat şairlerinde de alışkanlık gereği eski edebiyatla şiire başlama ve eski edebiyatın unsurlarıyla şiir yazma özellikleri mevcuttu.
Ancak Naci’de bu durum bir alışkanlığın gereği değil, bilakis bilinçli bir hareketin ve eskiyi yaşatma gayretinin bir sonucudur

Bu şiirlerinin sayısı yeni tarzda yazdığı şiirlerinden fazladır. 

Yeni tarzdaki şiirleri ise, onun yeniliğe yabancı kalmadığını ve bu vadide de başarılı eserler meydana getirebileceğini göstermesi bakımından önemlidir.

Bu şiirlerinde nazım şekli, konu, dünya ve tabiat görüşü bakımından eskilerden ayrılır.
O, Batı medeniyetinin inkâr ve ihmâl edilemeyeceğini anlamış ve Fransızcayı öğrendikten sonra Fransız edebiyatından çeviriler yapmıştır.
Şairliği ve Şiir Dili
Muallim Naci, nesir dilinde kendi devri için büyük bir yenilik sayılabilecek ölçüde sade bir Türkçe kullandığı gibi nazmında da Türkçenin kusursuz ve berrak söyleyişlerine imza atmıştır.

Şiirlerinin çoğunu kusursuz bir aruzla söylemiş ve bugün “Türk aruzu” olarak nitelenebilecek aruz anlayışının öncüsü olmuştur. (Daha sonra Tevfik Fikret, Mehmet Âkif ve Yahyâ Kemâl bu yolda Muallim Naci’yi örnek alacaklardır.)
ESERLERİ
Şiirler:
Âteşpâre (1884-1886)
Şerâre(1885)
Fürûzân (1886)
Sünbüle(1. Kısım 1890)
Yâdigâr-ı Nâcî(1896)
Şerâre

Bâb-ı ihsânın girilmez bir celâlet bâbıdır
Halka-yı zülfün çıkılmaz bir belâ girdabıdır
 
İftirâkın faslını yazdıkça eyler dil enîn
Kilk-i hüzn-engîz gönlüm sâzının mızrabıdır

Sînemi bir cûşiş-i dâimlebî-ârâm eden
Ben de bilmem hangi hammârınşerâb-ı nâbıdır
 

 

Gamzeler her bir bakışta kasd-ı cân eylerse de
Şekvâ-hân olmam, o ebrûlar rızâ mihrabıdır
 
Gözlerim Nâci nasıl bigâne-yihâb olmasın
Gözlerinden gördüğüm yârin tegâfülhâbıdır
Günümüz Türkçesiyle
İhsan (iyilik) kapısı bir ululuk kapısıdır, girilmez.
Zülüflerinin halkası da bir bela girdabıdır, o belaya düşen bir daha oradan çıkamaz

Ayrılık faslını yazdıkça gönül feryat eder.
Ayrılığın acısıyla hüzün koparan kalemim gönlümün mızrabı olmuştur.

Sinemi böyle durmaksızın coşturan hangi meyhanecinin şarabıdır bilemedim.
Gamzelerin her bir bakışta canıma kast etseler de ben bu durumdan şikâyetçi olamam. Çünkü o kaşlar bizim (aşıkların) mihrabımızdır.

Ey Naci, gözlerim nasıl uykuya yabancı olmasın? Yârin gözlerinde gördüğüm gaflet (yalancı) uykusudur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir