PAZARLAMA İLKELERİ

Dosyayı isterseniz görüntüleyebilir isterseniz indirebilirsiniz.


GoogleDocs üzerinden indirmek için : İndir–Açılan sayfadan indirebilirsiniz–

Önizleme ;

Türkiye Cumhuriyeti
Ankara Üniversitesi
Siyasal Bilgiler Fakültesi
İşletme Bölümü

Pazarlama İlkeleri (İSL 319)
Kitap Bölümü Değerlendirmesi

Birinci Bölüm
Küreselleşmiş Tüketiciler Dünyasında Etiğin Şansı Ne?

İncelemekte olduğum bölüm Zygmunt Bauman`ın “Etiğin Tüketiciler Dünyasında Bir Şansı Var Mı?” kitabının ilk bölümü üzerine kişisel bir değerlendirmeden ibarettir. Konuyu bir bütün olarak ele alınması bakımından değerlendirdiğimizde bir bütünün parçasından hareketle genel ifadelere varmanın yanlış sonuçlara giden önermeler olacağı kanısındayım. Bu bağlamda kitabın tümünü okuduktan sonra yapılacak değerlendirmenin daha sağlıklı olacağı kanısındayım. Tüm bu tavsiyeleri sunmakla beraber kendimin dahi bu öğüdümü yerine getiremediğimi itiraf etmek zorundayım. Yine de bir değerlendirmede bulunmak gerekirse; bölümün değindiği, günümüze kadar uzanan süreçlerini ele alacağım.
Küreselleşmiş tüketiciler dünyasında etiğin şansı ne? Öncelikli olarak küreselleşmeye nasıl evrildiğimize, bu evrilme aşamasında etiğin hayatımızdaki yerine ve son olarak da tüketiciler dünyasında tüm bu etmenlerin yansımasına değineceğim.
İlk insandan bu yana yaşayış biçimimiz köklü değişimlere maruz kaldı. Bu değişimlerle toplumsal örgütlenme ve ortak yaşam tanımlarımızı tarihsel süreçteki asıl fonksiyonlarını tersine çeviren değişimler yaşanmıştır ve bu değişim devamlılığını koruyacaktır. Esasen bu değişim sürecinde geçmişe olan özlemlere dayalı gelecek perspektifleri de bir ütopyadan ibarettir. Öncelikli olarak küreselleşme olgusuna nasıl evrildiğimize değinmemiz gerekir. İnsanlar ya da insan topluluklarının örgütlenme biçimimde birçok değişim yaşanmıştır. Bu topluluklar dost ile düşmanı, yaban ile düzeni ayırmak için şehirler kurmuşlar ve farklı koruma araçlarına bağlı olarak (çit, surlar, duvarlar) dış dünyanın bilinmezliklerine karşı bir izolasyon sağlamışlardır. Böylesine saf, birbirini tanıyan topluluklar için ahlak ve etiğin varlığından söz etmek, güvene dayalı ilişkilerin var olabileceğini iddia etmek hiç de zor olmasa gerek. Fakat bugünün dünyasında şehirler asıl fonksiyonu olan güven temininden çok güvensizliğe zemin oluşturmaktadır. Günümüzde şehirleri geçmişin kalın duvarları ile izole etmek mümkün değildir fakat yine de insanlar bu ihtiyacını sınırlı da olsa hala temin edebilme çabasındadır. Günümüzün yüksek duvarlı, güvenlikli siteleri bu işlevi yerine getirmek için kurulmuştur. Homojen insan topluluklarının kurulması için aşırı bir çaba içindedir günümüz insanları. Günümüz şehirlileri giderek homojenleşen bölgelere ayrılmaktadır ( çin mahallesi, gettolar ) ve bu ayrışım sayesinde insanlar şehrin barındırdığı tehlikelere karşı sınırlı da olsa güven ortamı yaratma çabasındadır. Asıl itibarı ile süreç hep bir ötekileştirme dinamiğini taşımaktadır. Bu bağlamda günümüz şehirleri küreselleşmeye bağlı olarak giderek kozmopolit bir yapıya evrilse de bu evriliş homojen alt bölümlerin oluşmasının (ötekileştirmenin) da dinamiğini içermektedir.

Küreselleşmiş tüketiciler dünyasına değinmek gerekirse; günümüz tüketicilerinin acılarını geçmişin sınırlılıkları ve yasakları oluşturmamaktadır, aksine imkânların aşırılığından dolayı günümüz tüketicileri acı çekmektedir. Denetimden kurtulmuş günümüz özgür insanları artık sadece kendilerine karşı sorumlu hale gelmiştir. Bu kendine karşı sorumluluk “öteki” olana karşı sorumsuzluğu meşru hale getirmiştir. Tüketim toplumunu motive ettiği bireyler tüketim yapmaya olan aşırı güdülenmişliklerinden dolayı toplumsal sorunlara karşı apolitik bir hale getirilmiştir. Tüketime olan aşırı vurgu duyarsız bireyler meydana getirmiştir. Bu aslında arzularına dayalı tüketim yapan tüketicilerden dolayı sonsuz bir karlılık vaat eden sistemin sorgulanmaması ve bu bağlamda da aslında sistemin aktörlerinin arayıp da bulamadığı bir meşruiyet zeminini oluşturmaktadır. Bu bağlamda aile içi ilişkilerde bile derin uçurumlar oluşmakta ve bu uçurumu kapatabilmek için yine tüketime yani sorunun asıl kaynağına başvurarak çözümler aranmaktadır. İnsanlar daha çok tüketmeleri için motive edilmekte ve buna bağlı olarak da çok çalışma isteği duymaktadırlar. Bu aşırı çalışma aile ilişkilerinden feragat etmeye ve bu ilgisizliği telafi etmek için tüketimle çözüm bulma arayışlarına dönüşmektedir. Kısaca sevgi bile bugün bir meta haline getirilmiştir.
Küreselleşmiş tüketiciler dünyasında etiğin varlığından bahsetmek günümüz nesilleri için çocuklara uyumadan önce anlatılan peri masalları ile aynı realiteye sahiptir, kısaca etiğin varlığı hayalden bile ötedir. Etik asıl itibarı ile ötekine olan sorumluluğumuzdur. Bu sorumluluk üzerine pek çok düşünür farklı dönemlerde dile getirdikleri düşünceleri ile sürece katkıda bulunmuşlardır. Öteki ’ne karşı olan, karşılık beklentisi olmadan benliğimizde hissettiğimiz sorumluluk. Evet günümüz tüketiciler toplumunda bu sorumluluk bir gereksizlik olarak atfedilse de aslında sorunun temelinde aşırı bir şekilde motive edilmiş olan bireysellik duygusu, başkalarına karşı güvensizlik vurgusu, toplumsal etkileşimlerimizde ihtiyatlı davranma hissi, insanların kolay harcanabilirliği gibi farklı önermeler süreci baltalamaktadır. Bu baltalama asıl itibarı ile öteki olana karşı bir ‘hınç’ın yansımasıdır. Bu hınç eşitler arasında olabileceği gibi eşit olmayanlar arsında veya 3. Kişiye karsı olabilir ve bu da muhtemel bir etik anlayışının varlığını zedelemektedir. Günümüzün pamuk ipliğine bağlı ilişkiler yumağımızdaki kırılganlık bunun bir yansımasıdır. Artık tüketmek için harcamaya o kadar çok alışmışız ki ikili ilişkilerimizi de kolay harcar hale geldik.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen içine evindiğimiz süreç bizi birbirimize daha bağımlı hale getirmiştir. Küresel olarak bugün yaptığımız ya da yapmaktan kaçındığımız şeylerin sonuçları aklımızın ucundan dahi geçmeyen coğrafyalarda bilmediğimiz insan ya da insan toplulukları üzerinde etki doğurmaktadır. Bu bağlamda içinde bulunduğumuz sürecin etkin bir şekilde yönlendirilmesi gerekmektedir. Küreselleşme olgusu artık ne durdurulabilir ne de geri dönülebilen bir süreçtir. Esasen bu manada ve bu minvalde olan yani küreselleşmeyi durdurmak ve hatta geri çevirme çabaları bir ütopyadan ibarettir. Küreselleşme olgusu inkâr edemeyeceğimiz, yok sayamayacağımız, kendimizi dışlayamayacağımız bir yapıya bürünmüştür ve bunun asıl aktörleri de küreselleşen finans ve ticarettir. Bu iki olgu günümüz tüketim toplumunun temek dinamikleridir. Esasen önemli olan sürecin iyi yönetilmesi ve muhtemel mağdurlarının asgarileştirilmesidir. Bu bağlamda asıl uğraşımızın süreci tersine çevirmeye yönelik anlamsız çabalarla uğraşmaktan ziyade geleceğe dair muhtemel eşitsizliklerin azaltılması, sürecin zararlarına insan topluluklarının daha azının maruz kalması yönündeki çabalar daha anlamlı olacaktır. Özetle bu cümleler küreselleşme sürecinde etiğe olan ihtiyacımızı ifade etmektedir.
Küreselleşme sürecinde etiğe olan ihtiyaç bu kadar açık bir şekilde ortada iken bu ihtiyacın çözümünü de mevcut politik ve ekonomik sistemin sağlayamayacağı aynı kesinlikle ortadadır. Günümüzün diplomasi oyunları ile küreselleşmeye karşı küresel bir tepkinin sağlanması mümkün değildir. Esasen sigaranın sağlığa zararlı olmasını tüm tüketicilerinin bilip sigara tüketimlerine devam ettikleri gibi; sorunu ve sorunun çözümünü bilmek çözümün tesisi için de yeterli değildir. Bu bağlamda küreselleşmiş tüketiciler dünyasında etik hak ettiği yeri alamayacağı açık bir biçimde ortadadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir