Ziya Paşa- Namık Kemal 1

Dosyayı isterseniz görüntüleyebilir isterseniz indirebilirsiniz.


GoogleDocs üzerinden indirmek için : “color: #008000;”>–Açılan sayfadan indirebilirsiniz–

Önizleme ;

Namik kemal-ziya paşa
Tahrib-i Harabat-Harabat

TANZİMAT DÖNEMİ ELEŞTİRİ
Türk edebiyatında gerçek eleştiri Tanzimat’tan sonra başlamıştır.
1860’tan sonra edebiyatımızı modernleştirmeyi amaçlayan sanatçılar, eski edebiyatı yıkmaya ve yerine yeni bir edebiyat kurmaya çalışmışlardır.

Tanzimat Edebiyatının ilk döneminde bütün eleştiriler Divan edebiyatının esasları ve özellikleri üzerinde toplanmıştır.
Onlara göre divan edebiyatı son derece kaideci,sanatçının kişiliğini bozan,söz oyunlarını ön planda tutan,hayatla ve gerçekle ilgisiz devrini tamamlamış bir edebiyattı.

ZİYA PAŞA
Eski- yeni ikilemi içerisinde kalmış ‘Şiir ve İnşa’ adlı makalesinde, asıl edebiyatımızın halk edebiyatı olduğunu savunmuş ancak bir süre sonra hazırladığı ‘Harabat’ adlı divan edebiyatı antolojisinin önsözünde ise divan edebiyatını övmüştür.Halk edebiyatını ve şiirini kötülemiştir.Böylesi ters ve tutarsız düşünceleri yüzünden Namık KEMAL tarafından eleştirilmiştir.

HARABAT
Ziya Paşa’nın 1875’te yayınlanan, içerisinde Türk, Arap, İran ve Çağatay sahasında yazılmış şiirlerden seçmeler bulunan 3 ciltlik divan edebiyatı antolojisidir.
Eserin en önemli yanı manzum bir edebiyat tarihi olarak nitelendirilebilecek olan önsözüdür. 9 bölümden oluşan önsözde Ziya Paşa dil, edebiyat ve şair hakkındaki görüşlerini anlatır.

. Ciltleri nazım şekillerine göre düzenlenmiştir. Eserde şiirlerine yer verilen şairler mahlaslarına göre alfabetik dizilmiştir.
Ziya Paşa, eserin başına edebî görüşlerini belirten mesnevi şeklinde 795 beyitlik bir manzum mukaddime (ön söz) ilâve etmiştir.

Namık KEMAL
Tanzimat döneminin en önemli düşünce, sanat ve siyaset adamlarından birisidir. ”Toplum için sanat” anlayışını benimsemiştir. Sanatı, toplumun Batılılaşması için bir araç olarak kullanmıştır. Eserlerini halkın anlayabileceği sade bir dille yazmayı amaçlamıştır. Divan edebiyatının süslü-sanatlı düz yazısı yerine, belli bir düşünceyi iletmeyi amaçlayan yeni bir düzyazıyı kullanmıştır.

Tahrib-i Harabat
Tahrib-i Harabat, Namık Kemal’in eleştiri türündeki eseridir. Yazar, bu eserinde Ziya Paşa’yı eleştirmektedir.
1875’te çıkardığı Hârâbat adlı Divan şiiri antolojisinin ön sözünde ise Halk edebiyatını kü­çümseyerek Divan edebiyatını övdüğü görülür. Onun bu çeliş­kili tutumu yeni bir Türk edebiyatı oluşturmak için birlikte yola çıktıkları Namık Kemal’in tepkisini çeker. Namık Kemal de Ziya Paşa’nın Harabat’ına karşılık Tahrib-i Harabat’ı yazar.

Eski dâvâ arkada şının Harâbât Mukaddimesi ’ni (1875) yayımladı ğı sırada Magosa’da sürgünde olan Nâmık Kemal, biraz da duygusal bir dille kaleme aldı ğı Tahrîb-i Harâbât ’ta: “Eskiyi hortlatıyorsun, onu beraberce gömmeye azmetmi ştik!” diyerek, Ziya Pa şa’nın eklektik zevkini, bir kısım yanlı şlarını ve ihmallerini alaycı bir dille ele eleştirmekten geri durmaz.

Namık Kemal, Ziya Paşa’nın Harabat adlı eserinden şiir örneklerini almış ve bunları eleştirmiştir. Bu, esere dayalı eleştiri olması bakımından önemlidir.

Eslâfda Ahmed ü Necâtî Eskilerden Ahmed ve Necati
Avâre-i dilşikeste Zatî Gönlü kırık ve serseri Zati
Türki suhana temel komuşlar Türkçe söyleyişe temel koymuşlar
Gerçi, temeli güzel komuşlar  Gerçi temeli güzel koymuşlar

yolunda olan ifadât-ı seniyyelerinin tarih-i edebiyatımızla hiç muvafakati var mıdır? Hazret-i Mevlana ve Sultan Veled ne ci­hetle unutulmuş? Mevlid’inin her beyti sehl-i mümteni addo­lunan Süleyman Dede niçin tahattur buyrulmamış? Şahidî’nin Türk? âsârı acaba manzûr-ı devletleri olmamış mıdır? Hatta Nafizin müntehabatında bile bir gazeli vardır. Yahut Ahmed ve Necâtî ve Zatî dünyaya bu saydığım zatlardan mukaddem mi gelmişlerdir?
Şiirin mükessib-i ahlâk olduğunu dünyâda kim iddia etmiş? Ve hususiyle tiyatroların mekteb-i hikmet olduğuna kim zâhib olmuş ki?
 

biçimindeki yüksek ifadeler, edebiyat tarihimiz için hiç uygun mudur? Hazreti Mevlana ve Sultan Veled niye unutulmuş? Her beyti kolay söylenmiş izlemini veren ancak zor söylenen bir eser olan “Mevlid”in sahibi Süleyman Dede (Süleyman Çelebi) niçin unutulmuş? Şahidi’nin Türkçe eserleri beğe­nilmemiş midir? Hatta Nafiz’in antolojisinde bile bir gazeli vardır. Yahut Ahmed ve Necati ve Zati, dünyaya bu saydığım kişilerden daha önce mi gelmiştir?
Şiirin huy edinildiğini yeryüzünde kim iddia etmiş? Ve özellik­le tiyatroların hikmet veren bir okul olduğuna kim inanmış ki?

İlk bölümdeki dizelerde Divan şairlerinden olan Ahmedî, Necâtî ve Zatînin, şiirde Türkçe söyleyişe büyük katkılar sağladığı be­lirtilmiştir. Namık Kemal, bu görüşe katılmadığını açık açık orta­ya koymuştur. Bu şairlerden önce yaşayan Mevlana, Sultan Veled, Süleyman Çelebi gibi şairlerin unutulmasını eleştirmiştir.

Lâkin böyle eserlerin heb
Ahlâk-ı umûma sanma mekteb
buyuruluyor. Tiyatronun bir eğlence olduğunu ve fakat fâide-li eğlencelerden bulunduğunu üdebâmız bi’d-defa’at umû­mun nazar-ı tedkikine arz etmişlerdi. Mamafih şimdi şunu di­yebiliriz ki umumun ahlâkına Avrupa tiyatroları mektep olma­yınca Hârâbat hiçbir vakitte ahlâk öğretir bir kitap olamaz; çünkü derûnunda mevcûd olan Türkî kasâidin hiç olmazsa nısfı umûmun salâbet ve terbiyetini ifsâd husûsunca “Palais Royale”in en şenî farşlarından^ aşağı değildir.

Lakin böyle eserlerini hepsini
Halkın ahlakına okul olur sanma
buyruluyor. Tiyatronun bir eğlence olduğunu ve fakat yarar­lı eğlencelerden olduğunu edebiyatçılarımız defalarca toplumun görüşlerine sunmuşlardır. Bununla birlikte şimdi şunu diyebiliriz ki toplumun ahlakına Avrupa tiyatroları bir okul olmayınca Hârâbat, hiçbir zaman ahlaki bilgiler öğreten bir kitap olamaz; Çünkü içinde bulunan Türk edebiyatına ait kasidelerin hiç olmazsa yarısı toplumun ahlak ve terbiyesini bozmada “Palais Royale”in en kötü farşlarından (bir tür tiya­tro oyunu) aşağı değildir.

İkinci bölümdeki dizelerde tiyatro eserlerinin bir ahlak kitabı ol­madığı üzerinde durulmuştur. Namık Kemal, bu düşüncenin söylenmeye bile gerek olmadığını belirtmiştir. Çünkü ona göre tiyatro zaten, bir eğlence aracıdır. Üstelik tiyatronun ahlak öğ­reticisi olmadığını edebiyatçılarımız da söylemişlerdir

Fuzulî için tanzim buyurulan:
Yanıktır o âşıkın kitabı
Nazmından kokar ciğer kebabı
beytini okudukça kendimi Harâbât’da değil, Bahçekapısı lo­kantalarında zannediyorum. Af buyurursunuz amma şu “ciğer kebabı” mazmununa ne kokmuş söz, ne iğrenç tasavvur! de­mekten bir türlü kendimi alamayacağım. Fuzulî Divan’ını kedi yavruları için mi söylemiş; yoksa Arnavudların “Manda yuttu” dedikleri meşhur kitap mıdır?

Fuzulî için söylenen:
Yanıktır o âşıkın kitabı
Şiirinden kokar ciğer kebabı
 
beytini okudukça kendimi Harâbât’ta değil, Bahçekapısı lo­kantalarında zannediyorum. Af buyurursunuz amma şu “ciğer kebabı” ifadesine ne kokmuş söz, ne iğrenç düşünce de­mekten bir türlü kendimi alamayacağım. Fuzulî Divan’mı kedi yavruları için mi söylemiş; yoksa Arnavudların “Manda yuttu” dedikleri ünlü kitap mıdır?

Üçüncü bölümde ise yazar, Harabat ismini kullanarak eleştiri­lerini açıkça ortaya koymuştur. Eleştirilerden hem Ziya Paşa hem de Fuzuli nasibini almıştır.
Yer yer ağır ve anlaşılmaz ifadeler kullanılsa da genel itibariyle bu metin dil ve anlatım yönünden anlaşılır düzeydedir. Metinde “sehl-i mümteni, fars” gibi edebiyat terimleri kullanılmıştır. “addolunmak, âsâr, zâhib, salabet” gibi sözcükler günümüz Türkçesi düşünüldüğünde anlaşılması zor ifadelerdir.

Bu eleştirinin ana konusu da aslında Tanzimat döneminin yaygın düşüncesi olan Divan edebiyatına karşı çıkıştır. Namık Kemal ve öteki Tanzimat sanatçıları, yeni bir edebiyat ortaya koymanın eskiyi, yani Divan şiirini ortadan kaldırmakla müm­kün olabileceğini düşünmüşlerdir. Bunu gerçekleştirmek için de eserleriyle mücadele içine girmişlerdir. İşte Tahrib-i Harabat, bir yönüyle bu mücadelenin bir ürünü sayılabilir.

Dinlediğiniz için TEŞEKKÜR ederim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir